Levent Gürses
Yaşadığımız, 2018’den bu yana bitmeyen ekonomik kriz, pandemi döneminde yaşanan kapanmalar ve ekonominin durması, Ukrayna savaşının getirdiği sıkıntılar ve şimdi de İran savaşı… Şu son birkaç yıldır; emekçiler, ücretliler, öğrenciler ve iş yapanların başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi. Haydut devletler ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı ve bir ayı geçen savaş belki de en şiddetlisi… Çünkü küresel ekonominin can damarı enerji; petrol ve doğal gaz ile ilgili… Ayrıca, petrolün yan ürünleri gübre, plastik, helyum gibi hammadelerde de sıkıntı yaşanıyor.
Geçen hafta “savaş bitecek, ABD ateşkes açıklayacak” diye beklentiler yoğunlaşmışken, ABD Başkanı Donald Trump, “İran ile çok iyi ve üretken bir diyalog içinde” olduklarını açıklamışken, tam aksi oldu. Ne yapacağı kestirilemeyen, sözüne güvenilemeyen, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un “Belki de her gün konuşmamalı” dediği Trump, savaşın başlamasından bu yana yaptığı ilk “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, ABD’nin İran’ı vurmaya devam edeceğini belirterek, “Önümüzdeki iki ya da üç hafta boyunca onlara son derece sert bir şekilde vuracağız. Onları ait oldukları yere, Taş Devri’ne geri döndüreceğiz” dedi.
Enerji tesislerine daha fazla saldırı sözü petrolü fırlattı
ABD Başkanı, Tahran ile bir anlaşmaya varılamaması halinde enerji tesislerine daha fazla saldırı sözü verdi. Trump ayrıca ABD’nin İran’daki “işi bitireceğini”, “temel stratejik hedeflerin tamamlanmak üzere olduğunu” ve askeri operasyonların kısa süre içinde sona erebileceğini söyledi.
Bu sözlerle, piyasalar yeniden karıştı. Petrol yükseldi, borsalar geriledi, altın değer kaybetti. İyimser beklentilerle varili 100 doların altına inen Brent petrolü 3 Nisan Cuma sabahı 109 dolara çıkarken, Batı Teksas petrolünün varili ise 98 dolara düşmüşken, yüzde 11 yükselerek dört yılın en yüksek seviyesi olan 112 dolara yükseldi. Onsu 4.800 dolara yaklaşan altın fiyatları ise Perşembe günü yüzde 2,3 değer yitirerek 4.675 dolara düştü.
Savaş bir türlü bitmiyor, aksine, en azından bir süre daha şiddetlenecek ve İran’ın enerji tesislerine saldırılar olacak, İran’da Körfez’deki tesislere misilleme yapacak ve Hürmüz Boğazı da kapalı kalacak gibi görünüyor.
Mart enflasyonu % 1,9, yıllık %30,87
Tüm bunlar özellikle Türkiye gibi enerji ithalatçısı ülkelere bir cehennem senaryosu yaşatıyor. Nitekim en taze kanıt 3 Nisan Cuma sabahı açıklanan enflasyon verileri oldu. TÜİK’e göre Mart ayında aylık enflasyon yüzde 1,94, yıllık enflasyon yüzde 30,87 oranında artış gösterdi. 2026’da üç aylık enflasyon toplam yüzde 9,74 oldu. Aylık gıda fiyatlarındaki artış yüzde 1,80, ulaştırma alanındaki artış ise yüzde 4,52 olarak ölçüldü.
ENAG ise Mart enflasyonunu yüzde 4,10 ve yıllık enflasyonu yüzde 54,62 olarak açıkladı.
Prof. Dr. Şenol Babuşçu, “Savaş kısa sürede bitse bile yıl sonu enflasyonunun yüzde 25’in altına inmesi mümkün değil. Savaş uzarsa 2025 enflasyonu bile korunamayabilir.”
Dünya stagflasyona giderken, tüm sorunların kaynağı Hürmüz
Dünya ekonomik bakımdan çok sert bir döneme giriyor. İran savaşı Nisan ayında sona erse bile, etkileri uzunca bir süre devam edecek. Körfez bölgesinde hasar gören petrol ve gaz tesislerinin eski hâline dönmesi zaman alacak. Petrol fiyatlarının savaş öncesindeki varil başına 70 dolar seviyesine dönmesi bir süreliğine hayal gibi görünüyor.
Dünya ekonomisini enflasyonun yükseleceği ve ekonomik büyümenin yavaşlayacağı bir “stagflasyon dönemi” bekliyor.
Yaşanan sıkıntıların en büyük kaynağı İran’ın elindeki en büyük koz olan Hürmüz Boğazı’nı kapatması oldu. Dünyanın petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazının (LNG) yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu kritik boğaz, 3 Mart’tan beri kapalı. Savaş (28 Şubat) öncesinde günlük ortalama 56’sı sıvı yakıt tankeri olan 138 civarında ticari gemi geçerken, Mart ayında bu sayı günlük ortalama 6-7 civarına düştü.
BBC Türkçe’de yer alan analize göre, bu petrol akışı sadece İran’dan değil, Irak, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve BAE gibi diğer Körfez ülkelerinden de geliyor. Ayrıca, küresel LNG’nin yaklaşık yüzde 20’si de çoğunlukla Katar’dan olmak üzere boğazdan taşınıyor.
Hürmüz, Ortadoğu’dan yapılan gübre ihracatı için de kritik bir güzergâh; bölgede gübre üretiminde yoğun olarak doğal gaz kullanılıyor. Dünyadaki gübre ticaretinin yaklaşık üçte biri normalde bu boğazdan geçiyor. Ters yönde ise Boğaz Ortadoğu’ya gıda, ilaç ve teknolojik malzeme ithalatı için hayati bir kanal.
ABD ve İran Hürmüz konusunda anlaşamıyor
Özellikle Körfez bölgesinden gelen ithal petrole bağımlı Asya ekonomileri sert darbe aldı. İran’ın küresel pazara sattığı petrolün yaklaşık yüzde 90’ını Çin satın alıyor. Çin bu petrolü ürün üretmekte kullandığı ve bu ürünleri diğer ülkelere ihraç ettiği için, petrol fiyatlarındaki artış küresel tüketiciler için daha yüksek fiyatlar anlamına gelebilir.
Bu nedenlerle Hürmüz çok önemli bir geçiş noktası ve ateşkes görüşmelerinde kritik unsur; ABD müzakerecileri, savaşı sona erdirmek için sundukları 15 maddelik planda, İran’ın ön koşul olarak Hürmüz Boğazı’nı yeniden açması gerektiğini savundular. Ancak İran tarafı ülkenin ABD ile savaşı bitirmek için müzakere yürütmediğini ve “niyeti olmadığını” söyledi.
IMF, Dünya Bankası ve Enerji Ajansı’ndan çok önemli açıklama
Savaşın ve Hürmüz’ün gıda üretiminde azalma ve açlık sorunu yaratabilecek sorunlara değinmeden önce, çok önemli bir ortak açıklamaya dikkat çekelim. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası Grubu başkanları, Ortadoğu’daki savaşın enerji ve ekonomi üzerindeki etkilerine karşı kurumlarının müdahalesini en üst düzeye çıkarmak amacıyla bir koordinasyon grubu kurdular. Başkanlar şu ortak açıklamayı yayınladılar:
“Ortadoğu savaşı, bölgedeki yaşamları ve geçim kaynaklarını büyük ölçüde aksatmış ve küresel enerji piyasası tarihinin en büyük arz sıkıntılarından birini tetiklemiştir. Etkisi önemli, küresel ve son derece asimetriktir; enerji ithalatçılarını, özellikle de düşük gelirli ülkeleri orantısız bir şekilde etkilemektedir. Bu etki, halihazırda petrol, gaz ve gübre fiyatlarındaki artışlarla hissedilmekte olup, gıda fiyatları konusunda da endişeleri tetiklemektedir. Helyum, fosfat, alüminyum ve diğer emtialar dahil olmak üzere küresel tedarik zincirleri etkilenmektedir; aynı şekilde, Körfez’deki önemli havalimanlarındaki uçuş aksaklıkları nedeniyle turizm de etkilenmektedir. Bunun sonucunda ortaya çıkan piyasa oynaklığı, gelişmekte olan ekonomilerde para birimlerinin zayıflaması ve enflasyon beklentileriyle ilgili endişeler, para politikasının sıkılaştırılması ve büyümenin zayıflaması olasılığını artırmaktadır.”
İhtiyaç sahibi ülkelere koordineli ve verimli destek
Açıklama şöyle devam ediyor:
“Belirsizliğin yüksek olduğu bu dönemde, kurumlarımızın güçlerini birleştirerek gelişmeleri takip etmesi, analizlerini uyumlu hale getirmesi ve politika yapıcıların bu krizi atlatabilmesi için onlara sunulan desteği koordine etmesi hayati önem taşımaktadır. Bu durum, özellikle savaşın dolaylı etkilerine en fazla maruz kalan ülkeler ile daha kısıtlı politika alanına ve daha yüksek borç seviyelerine sahip ülkeler için geçerlidir. Koordineli bir müdahaleyi sağlamak amacıyla, aşağıdaki görevleri üstlenecek bir grup kurmak üzere ortak bir mutabakata vardık:
Enerji piyasaları ve fiyatları, ticaret akışları, mali ve ödemeler dengesi baskıları, enflasyon eğilimleri, temel emtialara yönelik ihracat kısıtlamaları ve tedarik zinciri aksaklıkları konusunda koordineli veri paylaşımı yoluyla, ülkeler ve bölgeler genelinde etkilerin ciddiyetini değerlendirmek.
Aşağıdakileri içerebilecek bir müdahale mekanizmasını koordine etmek: hedef odaklı politika tavsiyeleri, potansiyel finansman ihtiyaçlarının değerlendirilmesi ve buna bağlı olarak mali desteğin sağlanması (imtiyazlı finansman dahil) ve uygun olduğu durumlarda risk azaltma araçlarının kullanılması. İhtiyaç sahibi ülkelere koordineli ve verimli bir destek sağlamak üzere diğer çok taraflı, bölgesel ve ikili ortaklar da dahil olmak üzere ilgili paydaşların harekete geçirilmesi.”
Afrika ülkelerinde ve Gazze ile Lübnan’da açlık tehlikesi
Açlıktan söz etmiştik; Birgün gazetesi yazarı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, “deniz yoluyla gübre ithal eden Kenya, Somali, Tanzanya, Sudan gibi Afrika ülkelerinde, İsrail’in saldırısı altında bulunan Gazze ve Lübnan’da yüksek gıda fiyatları vahim sonuçlara, doğrudan açlığa yol açıyor” diyerek, şu bilgileri veriyor:
“Dünya deniz yoluyla gübre ticaretinin üçte biri, 16 milyon tonu Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. İran, Katar, Suudi Arabistan ve Umman özellikle nitrojen bazlı üre ve amonyak ihracatında başı çekiyorlar. BM Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre küresel üre ihracatının %30-35’i, amonyak ihracatının %20-30’u Basra Körfezi’nden geliyor. Petrolün aksine, gübre sektöründe uluslararası koordine edilmiş bir stratejik rezerv bulunmuyor. Çok hacimli olduğu için ve finansman maliyetleri nedeniyle, özellikle yoksul ülkelerde stoklar çok düşük düzeyde. Bazı ülkeler gübre tedarikinde büyük ölçüde Hürmüz Boğazı’na bağımlı. Bu oran Sudan için %54’ü buluyor. Diğer bağımlı ülkeler Sri Lanka (%36), Avustralya (%32), Tanzanya (%31), Somali (%30), Pakistan (%27), Tayland (%27), Kenya (%26) olarak sıralanıyor. Başta Hindistan ve Bangladeş olmak üzere bölgeden gübre ithalatı diğer Güney Asya ülkeleri için de büyük önem taşıyor.
Zaten yüksek seyreden gıda fiyatlarının katlanarak artması bekleniyor
Modern tarımda verimi artırmak için üç girdi kullanılıyor: nitrojen, fosfor ve potasyum. Nitrojen temelli amonyak ve üre doğal gazdan üretiliyor. Fosfor ise petrolün bir yan ürünü olan sülfüre bağlı. Ayrıca gübre fabrikaları yoğun enerji girdisi kullandığı için hem maliyetler yükselebiliyor hem de şimdiden Cezayir ve Hindistan’da gözlendiği üzere hükümet enerji tahsisinde kısıtlamaya gidebiliyor. Bangladeş’te kamu mülkiyetindeki beş gübre fabrikasından dördünde üretimin durdurulduğu bildiriliyor. Pakistan’da da büyük sıkıntılar yaşanıyor.
Edinburg Üniversitesi’nden Peter Alexander’ın araştırmasına göre, gübre fiyatlarının tonunun 300-350 dolardan 900-1000 dolara çıkması, küresel gıda fiyatlarını yüzde 60-100 arasında yukarı çekebilir.
Her ne kadar bu ülkeler birkaç ay yetecek gıda stoklarına sahip olsalar da savaşın uzaması halinde tedarik etme zorluğu ve yüksek fiyatlar nedeniyle büyük zarar görecekler. İran da buğday, mısır, pirinç ve sıvı yağ gereksinimini ithalatla karşılıyor. Savaşın hem doğrudan hem de özellikle devalüasyon kaynaklı ekonomik etkileriyle zaten yüksek seyreden gıda fiyatlarının katlanarak artması, halkın büyük bir beslenme sorunu yaşaması olası.”
FAO uyardı: Gıda fiyatları için korkutan senaryo
Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarıyla başlayan çatışmaların küresel emtia akışlarında şiddetli aksamalara yol açtığı, çatışmalar bugün dursa bile maliyetlerin istikrara kavuşmasının 2-3 ay sürebileceği uyarısında bulundu. FAO Başekonomisti Maximo Torero, New York’taki BM Genel Merkezi’ne çevrim içi bağlanarak gazetecilere bilgi verdi.
Torero, ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarına ilişkin “Çatışma bugün sona erse bile, bu, maliyetlerin istikrara kavuşmasının 2-3 ay sürebileceği anlamına geliyor” ifadesini kullandı. Çatışmaların bir iki hafta içinde bitmesi durumunda piyasaların bunu yaklaşık 3 ay içinde absorbe edebileceğini düşündüğünü aktaran Torero, ancak çatışmaların sürmesi halinde küresel olarak gıda ve enerji tedariki bakımından etkisinin daha da artacağını söyledi.
Savaş bitse de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak
Herkesin sorduğu soru şu: Savaş iyimser bir öngörüyle Nisan sonunda bitse, her şey normale döner mi ya da ne zaman döner? “Evet” diye cevaplaması zor bir soru… Çünkü hem İran hem de Körfez ülkelerinin petrol ve gaz altyapısında önemli hasarlar var.
ABD ve İsrail, İran’ın kullandığı tüm gazın yaklaşık yüzde 75’ini üreten Güney Pars bölgesini bombaladılar, İran’ın toplam gaz üretiminin yüzde 12’sinden sorumlu tesisler vuruldu.
İran’a ait Güney Pars ve Katar’ın Kuzey Sahası aslında, Basra Körfezi’nden geçen uluslararası bir sınırla ayrılmış aynı devasa gaz rezervuarıdır. Tabii ki ayrı ayrı gaz çıkarıyorlar, ancak fiziksel olarak tek bir şey kaynak ve Hürmüz Boğazı’nın hemen yanında yer alıyor. İran için Güney Pars enerji, petrokimya, ev ısıtması gibi her şeyin omurgasını oluşturuyor.
Suudi Arabistan ve Katar’da büyük hasar var
İran’ın cevabı ise Körfez enerji altyapısını hedef almak oldu. Füzeler ve insansız hava araçları, Katar’ın Ras Laffan sanayi kompleksi (dünyanın en büyük LNG ihracat merkezi) ile Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerindeki rafineriler ve petrokimya tesisleri de dahil olmak üzere birçok noktayı vurdu. QatarEnergy CEO’su Saad al-Kaabi, Ras Laffan’daki hasarı ‘kapsamlı’ ve ‘önemli’ olarak nitelendirdi. Kimi uzmanlara göre, gerekli onarımlar haftalar değil, yıllar sürecek türden.
Katar, 14 LNG işleme ünitesinden 2’sinin ve 2 gazdan sıvı yakıt üreten tesisinden 1’inin vurulduğunu ve bunun sonucunda tahmini 3-5 yıl boyunca yılda 12,8 milyon ton LNG üretiminin durduğunu doğruladı. Bu yılda yaklaşık 20 milyar dolar gelir kaybı, 26 milyar dolar hasarlı ekipman ve füze saldırıları devam ettiği sürece bu ünitelerdeki üretimin yeniden başlamayacağı anlamına geliyor. Ras Laffan, küresel olarak ticareti yapılan tüm LNG’nin yaklaşık beşte birini oluşturuyor. Sadece doğal gaz olarak düşünmemek gerekiyor; Ras Laffan önemli hammaddelerin üretimini besliyor: kondensatlar, sıvılaştırılmış petrol gazı, nafta, kükürt ve helyum.
Mart başında Suudi Arabistan’ın 550 bin varil/gün kapasiteli Ras Tanura tesisleri önemli hasar gördü. Bu tesislerin daha fazla saldırı olmaması varsayımıyla onarımının en az 8-12 hafta süreceği belirtiliyor.
En iyimser senaryoya göre, tam kapasite ancak Haziran ortası
Emtia piyasaları uzmanı Giacomo Prandelli, Hürmüz’ün Mayıs ayında açılması durumunda en iyi senaryoyu şöyle özetliyor:
15-20 Mayıs: Güvenlik denetimleri, ekipman kontrolleri
20-27 Mayıs: Aşamalı yeniden üretimin başlaması
1 Haziran: %30-40 kapasiteyle kısmi üretim
15 Haziran: Normale yaklaşma
Haziran ortası-sonu: Tam kapasite.
Savaş ithalatçı ülkelere nasıl etkiledi?
Kısaca savaşın ve petrol arz şokunun ithalatçı ülkeleri ne hale getirdiğine dair bazı örneklerle devam edeim:
Japonya: Dünyanın en büyük LNG ithalatçılarından biriydi; şimdi kömüre döndü. Kömürle çalışan enerji santrallerinin çalışmasına ilişkin kısıtlamaları bir yıllığına kaldırdı.
Hindistan: LPG krizi nedeniyle Hintliler yemek pişirmek için tüp kuyruğunda beklemeye başladı. Restoran, otel ve kafeler daha seyrek açılıyor ya da daha az porsiyon sunuyor. Krematoryumlar geçici olarak kapatıldı.
Vietnam: Vatandaşlarından evden çalışmalarını istedi, benzin istasyonlarına “tükendi” tabelaları asılıyor.
Pakistan: Tasarruf önlemleri açıkladı; okulları kapatacak ve harcamaları kısacak, memur maaşlarında kesintiler yapılacak.
Bangladeş: Her araca doldurulabilecek yakıt miktarına bir sınır koyarak yakıt dağıtıyor.
Sri Lanka: Özel araç sahipleri, QR kodu tabanlı bir sistem aracılığıyla haftada yalnızca 15 litre benzin alabiliyor.
Kamboçya: Benzin istasyonlarının üçte birini kapandı.
Myanmar: Araç plaka numaralarına dayalı bir “tek-çift” kısıtlama sistemi uygulanıyor.
Yeni Zelanda: “Arabasız günler” uygulamasını yeniden başlatılacak. Sürücü araç kullanmayacağı günü kendisi belirliyor.
Slovenya: Yakıt kısıtlaması uygulayan ilk Avrupa Birliği (AB) ülkesi oldu. Özel araç sürücülerinin haftalık alımı 50 litreyle sınırlandı.
Almanya: Benzin istasyonlarının fiyatları günde yalnızca bir kez artırmasına izin veren yasa kabul edildi.
Türkiye’de akaryakıt fiyatlarına aralıksız zam yapılıyor
Şimdiye kadar dünyadan söz ediyoruz, Türkiye’ye bir türlü gelemedik. Ne oluyor diyecek olursanız; Enerji ithalatını ağırlıklı olarak Rusya’dan yapan Türkiye’de şimdilik arz sıkıntısı yok. Ama akaryakıt fiyatlarına aralıksız zam yapılıyor. Merkez Bankası döviz kurlarında artışa engel olmak için yoğun biçimde rezerv satıyor. Gübre sıkıntısı var, tarım sektörü zorda. Plastik hammaddesi sıkıntısı yaşanıyor.
Devlet, eşel mobil sistemiyle ÖTV gelirinin önemli bölümünden feragat ederek fiyat artışını sınırlamaya çalışıyor, ancak petrol fiyatlarının yükselmeye devam etmesi halinde sistemin etkisinin sınırlı kalacağı belirtiliyor ve bunu ekonomi yönetimi de vurguladı.
İran savaşı öncesinde Türkiye’de motorin fiyatları 60 TL civarındaydı. 1 Nisan itibarıyla motorindeki toplam fiyat artışı 17 TL’yi geçti. Şubat sonunda İstanbul’da 58 TL civarında bulunan benzinin litre fiyatı da bugün 62,5 TL’nin üzerinde.
LPG fiyatlarına büyük zam geldi
2 Nisan 2026 Perşembe günü itibarıyla akaryakıt ürünlerinden LPG’nin litre fiyatına 4 TL 50 kuruş zam yapıldı. 2 Nisan Perşembe itibarıyla İstanbul Avrupa yakasında LPG litre fiyatı 34.99 TL’ye çıkarken; benzin litre fiyatı: 62.60 TL, motorin litre fiyatı: 77.47 TL olarak satılıyor.
Motorin ve benzine 1 Nisan Çarşamba günü zam geldi. Motorinin litre fiyatına 2 TL 57 kuruş zam yapıldı.
Yavuzyılmaz: Akaryakıttaki KDV yüzde 1’e indirilmelidir
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a dördüncü çağrım. Motorinin pompa fiyatı uçmaya devam ediyor. 1 Nisan 2026 itibarıyla yapılan zamla birlikte 1 litre motorinin güncel pompa fiyatı 77,40 liraya yükseldi. Acilen Cumhurbaşkanı ya da Meclis kararıyla akaryakıttaki KDV yüzde 1’e indirilmelidir. Aksi taktirde dünyadaki tüm fiyat artışları doğrudan pompa fiyatlarına yansıyacak” dedi.
Trump bu gelişmeleri öngörmüş olmalı, 20 yıllık LNG anlaşması
Bir de şu var; Trump tüm bu gelişmeleri öngörmüş olmalı ki, bu gelişmelerin önümüzdeki yıllarda Türkiye’ye olası etkilerini hesaplamaya ise hiç gerek yok. Çünkü Türkiye ve ABD arasında Eylül 2025’te imzalanan 20 yıllık, 43 milyar dolar düzeyindeki anlaşmayla, 2026’dan 2045 sonuna kadar Türkiye’ye ABD’den LNG (sıvılaştırılmış doğal gaz) sevkiyatı yapılacak. Anlaşmaya göre, sıvılaştırılmış gaz ABD limanlarından alınarak Türkiye, Avrupa veya Kuzey Afrika’daki gazlaştırma terminallerine teslim edilecek. Kısacası, söz konusu dönemin Türkiye’deki olası etkileri de Eylül 2025’te hesaplanıp sözleşmeye bağlanmış oldu.
Merkez Bankası rezervlerinde büyük erime
Merkez Bankası rezervlerinde tarihi düşüş yaşanıyor. 27 Mart ile biten haftada toplam rezervler tam 22,1 milyar dolar birden gerileyerek 155,3 milyar dolara indi. Böylece son bir ayda toplam düşüş 55 milyar dolara ulaştı. 27 Mart haftasında döviz rezervleri 6 milyar dolar düşüşle 55,3 milyar dolara geriledi. Aynı dönemde altın rezervleri de 16,1 milyar dolar azalarak 100 milyar dolar seviyesine indi.
Rezervlerdeki asıl büyük darbe ise altın tarafında yaşandı. Bankanın Altın rezervleri, bir önceki haftaya göre 16 milyar 117 milyon dolar azalışla 116 milyar 166 milyon dolardan 100 milyar 49 milyon dolara geriledi. Altın rezervlerindeki sert düşüş hem Merkez Bankası’nın satış yapmasından hem de altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklanıyor.
Bloomberg ajansı, Merkez Bankası İran’a saldırıların başlamasından sonra geçen iki haftada yaklaşık 60 ton altın sattığını, satışın toplam değerinin 8 milyar dolar seviyesinde olduğunu vurguladı.
Gübre sıkıntısı başladı, çiftçiler sıra bekliyor
Türkiye’de gübre sıkıntısının başladığı ve çiftçilerin gübre sırasında olduğu, haftalardır yeteri kadar gübreye ulaşamadığı belirtiliyor. Çanakkale’de konuştuğum bazı çiftçiler, gübre için başvurduklarını ve günlerdir beklediklerini belirterek, gübreleme zamanı olduğunu ve olmazsa daha pahalı olan sıvı gübre satın alacaklarını belirttiler.
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı ise, “Gıda anlamında problem, gübre tedarikinde sıkıntı yok. Tam ekim döneminde de daha doğrusu gelişim döneminde, gübre tedariki ile ilgili herhangi bir sıkıntının olmadığını tekrar ifade etmek istiyorum” diyor.
Gübrede arz sıkıntısı var, fiyatlar sürekli artıyor
Bilindiği gibi, Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar ve Katar’daki enerji altyapısına yönelik saldırılar, üretim sürecinde yoğun doğal gaz kullanan gübre sanayisini doğrudan etkiledi. Katar’ın devlet enerji şirketi QatarEnergy, LNG tesislerindeki gelişmelere bağlı olarak gaz üretimini durdururken, küresel ihtiyacın yüzde 14’ünü tek başına karşılayan üre tesisinde de üretimi askıya aldığını açıkladı. Bu kesinti domino etkisi yaratarak Hindistan’da 3, Bangladeş’te ise 4 stratejik gübre fabrikasında üretimin durmasına neden oldu.
Emtia piyasaları, bozulan arz-talep dengesine fiyat artışlarıyla karşılık verdi. 27 Şubat’ta ton başına 482 seviyesinde olan Orta Doğu çıkışlı üre fiyatları, mart sonu itibarıyla yaklaşık yüzde 56 artışla 750 dolara ulaştı.
Uzmanlar, krizin sürmesi halinde azotlu gübre fiyatlarının mevcut seviyelerin iki katına çıkabileceği, fosfat fiyatlarının ise yüzde 50’den fazla artabileceği konusunda uyarıyor. Bu tablo, halihazırda yüksek girdi maliyetleriyle boğuşan küresel tarım sektörü için “yönetilemez” bir mali yük anlamına geliyor.
“Çiftçinin mazotundan ÖTV ve KDV’yi derhal kaldırın”
CHP Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, akaryakıt zamlarına ilişkin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e, “Rakamlarla oynamayı, kağıt üzerinde enflasyon düşürmeyi bırakın. Sokağa inin, çiftçimizin sesini duyun. Çiftçinin kullandığı mazottan ÖTV ve KDV yükünü derhal kaldırın. Halkın cebinden bütçe açığı kapatma kolaycılığından vazgeçin” çağrısında bulundu.
Plastik hammaddesinde yükseliş hızlandı
ABD-İsrail-İran Savaşı’nın etkisiyle artan plastik hammadde fiyatları, Tebriz’deki bir petrokimya tesisinin vurulmasıyla birlikte yeni bir eşiğe geldi. Konya Sanayi Odası’nın (KSO) plastik sektörünü temsilcisi Ali Koçak, plastik hammadde fiyatlarındaki yükselişin hızlandığını, buna ilaveten sektörde artık hammaddeye erişimin de olağanüstü zorlaştığını söyledi.
Plastik hammadde fiyatlarında önümüzdeki dönemde dalgalanmaların sürebileceğine ve tedarik koşullarının istikrara kavuşmasının zaman alabileceğine dikkat çeken Koçak, sektör sanayicilerine küresel piyasalarda yaşanan gelişmeleri yakından takip etmeleri ve tedbirli olmaları çağrısında bulundu.
Mehmet Şimşek ve Fatih Karahan Londra’da yatırımcılarla buluştu
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 1-2 Nisan tarihlerinde Londra’da yatırımcılarla ve finans dünyasıyla bir araya geldi. İki gün süren toplantıların ana gündemi Ortadoğu’daki savaşın Türk ekonomisine etkileri ve ekonomi yönetiminin bu olumsuz sonuçlarla nasıl başa çıkacağıydı.
2 Nisan’daki toplantıya katılan BlueBay Varlık Yönetimi’nden Tim Ash, Türk delegasyonunun sunumunun iyi karşılandığını söyledi. Ash, toplantılarda Türk ekonomisinin dayanıklılığı konusunda güven verildiğini aktardı ve ekledi: “Türkiye büyük bir petrol ithalatçısı olduğu için bundan etkilenmemesi kaçınılmaz, fakat şu ana kadar durumu oldukça iyi idare ettiler. Faizleri artırmadılar, Merkez Bankası rezervlerini kullanarak da olsa Türk Lirası’nı savunmayı başardılar.”
CHP raporu: Sıcak para politikası duvara çarptı, ağır borç yükü var
CHP TBMM Grubu’nun ekonomi raporunda, dış ticaret ve dolayısıyla cari işlemler açığı büyüme eğiliminde olan Türkiye’nin savaşa en az 345 milyar dolarlık bir uluslararası yatırım açığıyla yakalandığı kaydedildi. Raporda, “sıcak para kaçışı” nedeniyle rezervlerin önemli bir bölümünün kaybedildiğine işaret edilerek, “Dışarıdan sıcak para çekip, TL’yi değerli tutarak enflasyonu kontrol altına almaya” dayalı ekonomi politikasının duvara çarptığını belirtildi. Türkiye’nin belediyelere yönelik operasyonlar ve savaş nedeniyle ortaya çıkan krize “oldukça zor bir dış denge konumunda” yakalandığına dikkat çeken raporda, gelecek 12 aylık dönemde ödenmesi gereken dış borç anapara miktarının 239 milyar lirayla rekor düzeye çıktığına da vurgu yapıldı.
İşsiz sayısı bir ayda 133 bin kişi yükseldi, geniş tanımlı işsizlik yüzde 30 oldu
TÜİK verilerine göre, 2026 yılı Şubat ayında 15 ve daha yukarı yaştaki işsiz sayısı bir önceki aya göre 133 bin kişi artarak 2 milyon 981 bin kişi oldu. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı ise 0,3 puan artışla yüzde 8,5 seviyesine yükseldi. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,9, kadınlarda ise yüzde 11,6 oldu.
15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı şubat ayında bir önceki aya göre 1,4 puan artarak yüzde 15,8’e çıktı. Genç işsizlik oranı erkeklerde yüzde 12,8, kadınlarda ise yüzde 21,8 olarak tahmin edildi.
Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı şubat ayında 0,1 puan artarak yüzde 29,9 oldu.
TÜRK-İŞ: Açlık sınırı asgari ücreti solladı, 32 bin 793 lira
TÜRK-İŞ “Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması”nın mart ayı sonuçlarını açıkladı. TÜRK-İŞ, martta 4 kişilik aile için “açlık sınırı”nı 32 bin 793 lira, “yoksulluk sınırı”nı 106 bin 817 lira olarak hesapladı. Bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” aylık 42 bin 585 lira oldu.
Mart’ta otomotiv pazarı %13 daraldı
ABD’nin İran’a saldırısı otomotiv satışlarını da etkiledi. Mart ayı otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2025 yılı Mart ayına göre yüzde 12,75 oranında daralarak 101 bin 997 adet oldu. Mart ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,04 daralarak 79 bin 857 adet, hafif ticari araç pazarı yüzde 11,69 daralarak 22 bin 140 adet oldu.
Kurulan şirketler azaldı, kapananlar arttı
TOBB verilerine göre, Türkiye’de kurulan şirket sayısı, şubatta bir önceki aya göre yüzde 15,1 azalarak 9 bin 432, kapanan şirket sayısı yüzde 1,1 artarak 1621 oldu. Buna göre şubatta kurulan şirket sayısı ocak ayına kıyasla yüzde 15,1 azalışla 11 bin 115’ten 9 bin 432’ye düştü. Aynı dönemde kapanan şirket sayısı da yüzde 1,1 artışla 1621’e yükseldi. Ocak ayında 1604 şirket kapanmıştı. Şubatta kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 3,3 artış, kapanan şirket sayısı ise yüzde 5,8 azalış gösterdi.
Şubat’ta dış ticaret açığı 9 milyar dolara çıktı
TÜİK, Şubat ayına ait dış ticaret verilerini açıkladı. Şubat ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 15,9 artarak 9 milyar 31 milyon dolara çıktı. İhracatın ithalatı karşılama oranı ise yüzde 72,7’den yüzde 70,0’e geriledi.
Ocak-Şubat döneminde dış ticaret açığı yüzde 13,8 artışla 17 milyar 415 milyon dolara yükselirken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70,4’e düştü.
Şubat ayında ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,5 artarak 21 milyar 49 milyon dolar oldu. Aynı dönemde ithalat ise yüzde 5,5 yükselerek 30 milyar 80 milyon dolara ulaştı. Ocak-şubat döneminde ise ihracat yüzde 1,3 azalarak 41 milyar 361 milyon dolar olurken, ithalat yüzde 2,8 artışla 58 milyar 776 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Ekonomik güven endeksleri serbest düşüşte
Türkiye İstatistik Kurumu, Mart 2026 ekonomik güven endeksi verilerini yayımladı. Endekste düşüş yaşanırken, alt kalemlerde de gerileme dikkat çekti. Ekonomik güven endeksi şubat ayında 100,7 seviyesindeyken mart ayında yüzde 2,8 azalarak 97,9 değerine geriledi.
Mart ayında bir önceki aya göre tüketici güven endeksi yüzde 0,8 düşüşle 85,0 seviyesine indi. Reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 3,9 azalarak 100,0 değerini aldı. Hizmet sektörü güven endeksi yüzde 0,5 düşüşle 113,2 seviyesine gerilerken, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 2,0 azalarak 113,6 oldu. İnşaat sektörü güven endeksi ise yüzde 3,9 düşüşle 80,6 seviyesine indi.
5G ile birlikte telefon tarifelerine zam geldi
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yaptığı düzenleme kapsamında mobil operatörlerin uygulayabileceği tavan ücretler yeniden belirlendi. yurtiçi ve yurtdışı aramalar ile SMS ve hizmet bedellerinde artış yapıldı. Düzenlemeyle yurtiçi aramalarda dakika ücreti 4,11 TL’den 4,75 TL’ye, yurtdışı aramalarda ise 48,68 TL’den 56,37 TL’ye yükseltildi. Yeni tarifeler yürürlüğe girdi.
En zengin %0,1’in vergilendirilmeyen serveti en yoksul %50’ye eşit
Oxfam’ın raporuna göre, dünyanın ultra zenginleri trilyonlarca doları vergi cennetlerine kaçırdı: 2,84 trilyon dolar offshore hesaplarda bulunuyor. Bu servet dünyadaki en yoksul yüzde 50’nin servetine eşit. Sözün özü; dünyadaki en zengin yüzde 0,1’in sadece vergilendirilmeyen serveti en yoksul milyarlarca insanın toplam varlığını geride bırakıyor.
Oxfam’ın vergi politikaları sorumlusu Christian Hallum, Euronews’e yaptığı açıklamada, bu durumun yalnızca finansal tekniklerle açıklanamayacağını belirterek, “Bu mesele iktidar ve cezasızlıkla ilgili,” dedi.
Rapora göre, offshore servetin yaklaşık yüzde 80’i en zengin yüzde 0,1’lik kesimin elinde bulunuyor. Bu grubun içindeki daha küçük bir elit kesim ise trilyonlarca dolarlık serveti kontrol ediyor. Toplam offshore finansal servetin ise 13 trilyon doları aştığı ve küresel ekonominin önemli bir bölümünü oluşturduğu belirtiliyor.
Oxfam, kayıp vergi gelirlerinin geri kazanılması için ultra zenginlere servet vergisi uygulanmasını, varlıkların daha şeffaf şekilde izlenmesini öneriyor.
o
