İstanbul, 13 Ağustos (HNA) – TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO), Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın (NES) birinci ünitesinin devreye alınması hazırlıklarına ilişkin açıklamasında, “Hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, görünen o ki burada kaybeden yurttaş olacaktır” diye uyardı.
EMO, iktidarın Akkuyu’nun ilk ünitesini 2026’da devreye alacağını defalarca dile getirmesine karşın hâlâ net bir tarih açıklanmadığına dikkat çekerek, türbin testleri tamamlanmış olsa da en kritik eşik olan reaktöre gerçek yakıt yüklenmesi aşamasına henüz gelinmediğinden, ünitenin bu yıl içinde devreye alınmasının büyük olasılıkla mümkün olamayacağını vurguladı.
Elektrik fiyatlarının piyasa takas fiyatı üzerinden yükseleceğine dikkat çekilen EMO açıklamasında, Elektrik Üretim Anonim Şirketi’nin (EÜAŞ) yüksek bedelle alacağı elektriğin düşük fiyattan satılmasıyla oluşacak zararın Hazine’ye, bir başka deyişle “yurttaşın vergisine” kalacağı, santralın gelirinin yurt dışına aktarılabileceği ve projenin yenilenebilir enerji yatırımlarının önünde engel oluşturacağı vurgulandı. EMO açıklamasında ayrıca soğutma suyu deşarjının Doğu Akdeniz ekosistemi üzerindeki riskleri ile projenin uluslararası diplomasiyle bağlantısına da dikkat çekildi.
Normal koşullarda bir nükleer reaktörün devreye alma çalışmalarının 12 ila 18 ay arasında sürdüğüne işaret edilen EMO açıklamasında, devreye alma testleri açısından önemli bir aşama olan türbinin hazır hâle gelmesi geçilmiş olsa da, en kritik eşik olan reaktöre gerçek yakıt yüklenmesi ve reaktörün “kritikleşmesi” adı verilen aşamaya henüz ulaşılmadığı vurgulandı ve “Bu durumda, Akkuyu NES’in birinci reaktörünün bu yıl içinde devreye alınması kuşkulu görünmektedir. Tüm testler olumlu sonuçlanırsa, ünitenin bu aşamadan sonra 2027 yılının ilk çeyreğinde veya ilk yarısında devreye alınması olasıdır,” denildi.
EMO açıklamasında, “Akkuyu NES’in birinci ünitesinin devreye girmesi teknik olarak yaklaşmışken, halkımızın karşılaşacağı sorunları bir kez daha dile getirmek ve sorumluları uyarmak istiyoruz” denildi ve eklendi:
“Her şeyden önce Akkuyu Nükleer Enerji Santralı’nın soğutma suyu deşarjı, mevsimsel deniz suyu yüzey sıcaklığının 32°C’yi bulduğu Doğu Akdeniz’de, zaten biyolojik tolerans sınırında olan deniz ekosistemine eklenerek doğrusal olmayan ve kritik eşiği aşan yıkıcı bir etki yaratma riski taşımaktadır. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu, deşarj kaynaklı 0,5 °C’lik sıcaklık artışının yasal limit olan 1 °C’nin altında kaldığını iddia ederek onay almış olsa da, uygulanan mevzuat limitinin mutlak sıcaklık eşiklerini göz ardı etmesi, suyun çözünmüş oksijen kapasitesini en dip seviyeye düşürürken canlıların metabolik oksijen ihtiyacını artırmakta ve mikro ölü bölgeler oluşturma tehlikesi barındırıyor.”
Akkuyu NES’in birinci ünitesi devreye alındığında yılda üreteceği yaklaşık 9 milyar kWh ile Türkiye elektrik sistemini önemli ölçüde etkileyeceği, tam yükte çalışması halinde, üretim büyüklüğü açısından 2027 yılı tüketiminin yaklaşık yüzde 2,5’inin Akkuyu tarafından karşılanacağı belirtilen açıklamada, “Bu durumda, elektrik piyasasında fiyata baz teşkil eden Piyasa Takas Fiyatı’nın (PTF) artacağı açıktır. Bilindiği gibi bugün PTF’nin ana belirleyicileri doğalgaz ve ithal kömür santrallarıdır. Güneşli günlerde PTF’nin sıfır olduğu saatler 10 saate kadar yükselse de, yurttaş açısından esas olan elektrik fiyatı; ortalama PTF ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması (YEKDEM) teşvikleri tutarıyla belirlenmektedir,” denildi ve şöyle açıklandı:
“Akkuyu NES, öteki santrallar gibi ‘yük al–yük at’ komutlarında esnek değildir ve ilgili yasada Akkuyu NES’in tüm üretiminin sisteme verileceği açıkça belirtilmiştir. Akkuyu, ilk ünitesinin üretiminin yüzde 70’ini EÜAŞ’a 12,35 cent/kWh bedelle (Rosatom talep ederse 15,33 cent/kWh bedelle) satacak, kalan yüzde 30’unu ise tepe fiyattan piyasaya teklif edecektir. Bu durumun ortalama PTF’yi belirli oranda yükselteceği matematiksel olarak ortadadır. Yurttaş açısından bakıldığında, Akkuyu NES’in çevresel etkileri, kaza riskinin yarattığı tedirginlik ve korku ile nükleer atıkların tehlikeleri bir yana, santralın yakın vadede en olumsuz etkisi bu yolla ortaya çıkacaktır: Yurttaş, kullandığı elektriğe daha fazla para ödeyecektir.”
Santralın yurttaşa bir diğer etkisinin ise “dolaylı” olacağı vurgulanan açıklamada, “EÜAŞ’ın yukarıda belirtilen bedelle satın alacağı bu elektriğin yüzde 70’lik bölümü, alış fiyatının yaklaşık yarısından daha düşük bir bedelle — yani yaklaşık 4-5 cent/kWh’den — piyasaya ya da doğrudan perakende satış ve dağıtım şirketlerine satılacaktır. Buradan doğacak zarar da hazineden, yani yurttaşların ödeyeceği vergilerden karşılanacaktır” uyarısı yapıldı.
Buradan elde edilecek gelirin, “ya Akkuyu’nun devam eden diğer ünitelerinin yapımında kullanılacağı ya da doğrudan Rusya’ya gönderileceği” belirtilen EMO açıklamasında, “Bilindiği gibi Akkuyu’nun sermayesi yüzde 100 Rosatom şirketine ait olup, şirketin gelirinin tamamını yurt dışına gönderme hakkı vardır” denildi ve şu uyarı yapıldı:
“Bütün bunların yanında, Akkuyu NES’in devreye alınabilmesinin Türkiye’nin uluslararası diplomatik politikasıyla da yakından ilişkili olduğu gözden kaçırılmamalıdır. ABD’nin yanında giderek daha açık biçimde yer alan ve Ukrayna’ya balistik füze satmak için başvuruda bulunan Türkiye’de, Rusya bu santralı hangi koşullarda devreye alacaktır? Akkuyu NES’in işletmeye alınması durumunda, ABD’nin bu konuyu yeni bir S-400 füze savunma sistemi sorunu gibi gündeme taşıması da olasıdır. Bugüne kadar Rusya için bir gider kalemi olan Akkuyu NES, işletmeye alındıktan sonra Rusya’ya gelir getirmeye başlayacaktır. Kuzey Akımı (Nord Stream) doğal gaz hattını Almanya’ya kapattıran ABD’nin, Türkiye’den de benzer bir talepte bulunup bulunmayacağı belirsizdir.”
EMO açıklamasında, Akkuyu NES’in “yenilenebilir kaynaklı santralların gelişiminin önünde bir engel oluşturacağı” gerçeğinin ancak yeni yeni görülmeye başlandığı da vurgulandı ve şöyle devam edildi:
“Son günlerde santral yatırımcıları ve işletmecileri arasında, Akkuyu’nun devreye girmesiyle oluşabilecek fazla üretim için hangi santrallarda üretim kısıtına gidilebileceği tartışılmakta ve yeni yatırımlarda üretim kısıtı riskinin göz önüne alınması gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır. Tüm bu soruların yanıtlarını yakında yaşayıp göreceğiz. Ancak hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin, görünen o ki burada kaybeden yurttaş olacaktır.”
