Kuşku

Can Baydarol
“Mekke Anlaşması ve ötesi” başlığını taşıyan son yazımda, anlaşmanın başımıza açabileceği
olası sorunlardan söz etmiştim. Yazıma gelen en önemli eleştiri daha anlaşmanın TBMM
tarafından onaylanmadığı, NATO Antlaşması’nın 5. maddesi gibi bir otomatik yürürlülük
hükmü olup olmadığının belirsizliği vb. olgular öne sürülerek çok aceleci yargılara vardığım
ortaya kondu.
Ancak hemen ardından Husilerin Suudi Arabistan topraklarına saldırısı ve Husi liderlerinin
Mekke Anlaşması’nın uygulanması halinde ülkemize ve Pakistan’a karşı savurduğu tehditler
ister istemez ne oluyor sorgulamasına yol açtı. Husilerin esas itibarıyla İran’ın Yemen’deki
vekili olarak işlev gördüğü de dikkate alındığında, Mekke Anlaşması’nın esas hedefinin İran
olduğu sonucuna da varmamıza yol açtı.
Bu doğrultuda İran sivil havayolları şirketi Mahan’ın Tahran Ankara ve İstanbul uçuşlarını
süresiz olarak askıya alması, İran Bankası Bank Mellat’ın Türkiye’deki faaliyet izninin
kaldırılması Türkiye ile İran arasında tırmanan gerginliğin ileri adımları olarak da
değerlendirildi,
Öte yandan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suudi Arabistan topraklarına yapılan saldırıyı
sert dille kınayıp Mekke Anlaşması çerçevesindeki yükümlülüklerin farkında olduğumuza
işaret etmesi ve olası bir müdahalenin nasıl olabileceği konusunda üstü kapalı mesajlar
vermesi de dikkatten kaçmadı. Ülkemizin tekrar bir Yemen cephesi vakası ile karşı karşıya
gelip gelmeyeceği, bunun yüzyıllardır barış içinde olduğumuz İran ile bizi sıcak bir çatışmaya
sürükleyip sürüklemeyeceği kuşkusu ne yazık ki sadece bir komplo teorisi olmanın ötesinde
soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Öte yandan, Dışişleri Bakanı Fidan’ın TBMM’ye
henüz gelmemiş ve usulüne uygun olarak yürürlüğe girmemiş bir anlaşma üstünden
böylesine taahhütlerde bulunması da Türkiye’nin az da olsa hâlâ kaldığı iddia edilen
demokratik teamüllerine aykırılık oluşturuyor.
İşte bu görünüm altında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler olağan toplantısı
nedeniyle ABD ziyareti, bu ziyaret esnasında BM nezdinde 4’üncü konuşmacı olarak söz
alması ve nihayet ABD Başkanı Trump ile bir görüşme yapacak olması da dikkat çekici bir
zamanlama olarak kayda geçti.
Özellikle ABD’nin bölgemizdeki en büyük temsilcisi Barrack’ın son zamanlardaki övgü dolu
sözleri, iyi niyetin ötesinde kuşkularımızın daha da artmasına neden olur nitelikte.
Türkiye daha önce Ankara’daki NATO Zirvesi münasebetiyle Trump’tan aldığı sözlerin yerine
getirildiğine tanıklık edebilecek mi? Biliyoruz ki verilen bu sözler İsrail ve Yunanistan’ın hiç
hoşuna gitmemiş, Kasım yenileme seçimleri öncesinde Yahudi ve Rum lobilerinin atakları
Trump’ın elini ayağını bağlar hale getirmişti.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, kendi üretimimiz savaş uçaklarımıza verilmesine söz
verilen motorlar, parasını ödediğimiz F-35’lerin teslimi, parasını ödeyerek almaya hazır
olduğumuz yeni F-16’lar ve yenileme kitlerinin önündeki engellerin kaldırılması
gerçekleşebilecek mi? Yoksa bu sözlerin yerine getirilebilmesi ihtimaline karşı Mekke
Anlaşması’nın derhal yürürlüğe sokulması ve ülkemizin sonu öngörülemez maceralara
ABD’nin talepleri doğrultusunda atılmasının pazarlığı mı yapılacak?
Dedik ya, bizimki sadece bir kuşku. Umarım gerçek olmaz.
Peki, şu sıralarda iyi olan hiçbir şey yok mu?
Müjdeli haber Almanya’dan geldi. Berlin eyalet seçimlerini Türkiye asıllı, zaferini Tarkan’ın
şarkıları ve halay çekerek kutlayan Elif Eralp kesinleşen sonuçlara göre Berlin Belediye
Başkanı oldu ve yapılacak koalisyon müzakereleri sonucunda da büyük olasılıkla Berlin
Eyaleti Başbakanı olacak.
Bütün dünyaya yayılan aşırı sağ korkusuna karşı Sayın Eralp’in hepimizin huzuru için
önderlik yapacağına inanıyoruz. Kendisine ve oy verenlerine sonsuz teşekkürler. Tabii, bu
seçim zaferinin karşısında esas mağlup olan Hristiyan Demokrat Birlik partilerinin, Sosyal
Demokratların ve daha da önemlisi Merz hükümetinin geleceğinin çok da parlak olmadığını
ayrıca ifade etmek gerekiyor.
Daha güzel günlerde uyanmak umuduyla…








