İstanbul, 6 Ağustos (HNA) – Nükleer Karşıtı Platform (NKP), Hiroşima ve Nagazaki`ye atom bombalarının atılmasının 81. yıl dönümünde nükleer tehlikenin yalnızca silahlardan ibaret olmadığı, Çernobil ve Fukuşima felaketleriyle Ukrayna`daki savaşın gölgesinde nükleer tesislerin hedef haline gelmesinin nükleer teknolojinin hiçbir koşulda güvenli olmadığına dikkat çekti.
NKP’den yapılan açıklamada, Türkiye’nin Akkuyu, Sinop ve İğneada projeleriyle nükleer enerji politikalarındaki ısrarını sürdürdüğüne dikkat çekerek, 2017’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nın hükümet tarafından vakit kaybedilmeden imzalanmasını, ülkemizdeki ABD-NATO nükleer silahlarının derhal kaldırılmasını ve Akkuyu, Sinop ve İğneada projelerinin durdurulmasını talep edildi:
“Bugün dünyada binlerce nükleer silah varlığını sürdürmekte, savaşlar, bölgesel çatışmalar ve silahlanma yarışı her geçen gün daha tehlikeli bir boyut almaktadır. Nükleer silahların kullanılmasının açıkça tartışılabildiği bir uluslararası iklim, yalnızca belirli ülkeleri değil, bütün insanlığı, doğayı, yaşam alanlarını ve müştereklerimizi de tehdit etmektedir. Nükleer silahların varlığı, başlı başına küresel bir güvenlik sorunudur.”
Nükleer santralların, savaşta da barışta da ciddi riskler taşıdığı vurgulanan açıklamada, “Çernobil ve Fukuşima felaketleri bunun en somut örnekleridir. Bugün Ukrayna’daki savaşın gölgesinde nükleer tesislerin hedef hâline gelmesi, nükleer teknolojinin hiçbir koşulda güvenli olmadığını yeniden göstermiştir. Benzer şekilde, yakın zamanda İran ile İsrail arasında yaşanan ve ABD’nin de doğrudan müdahil olduğu askeri gerilim, nükleer tesislerin hedef alınmasının yaratacağı sonuçları yeniden dünya gündemine taşımıştır. Savaş koşullarında nükleer tesislerin askeri hedef haline gelmesi, nükleer teknolojinin yalnızca işletildiği ülkeler için değil, sınırları aşan sonuçları nedeniyle bütün bölge halkları için ortak bir tehdit olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur” denildi ve eklendi:
“Türkiye ise bütün bu gelişmelere rağmen nükleer enerji politikalarındaki ısrarını sürdürmektedir. Akkuyu Nükleer Santralı işletmeye alınmaya çalışılırken, Sinop’ta ilerletilen süreç ve İğneada için yeni nükleer santral projeleri gündemde tutulmaktadır. Üstelik sınırımıza yalnızca 16 kilometre uzaklıkta bulunan Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santralı da yaşlanan altyapısıyla bölge halkları açısından önemli bir risk oluşturmaya devam etmektedir.”
Nükleer enerji politikalarının yalnızca teknolojik bir tercih değil, aynı zamanda kamu kaynaklarının nasıl kullanılacağına, enerji sisteminin kimlerin yararına şekilleneceğine ve geleceğin nasıl kurulacağına ilişkin siyasal bir tercih olduğu vurgulanan açıklamada, “Nükleer yatırımların çeşitli teşviklerle, KDV istisnasıyla ve ayrıcalıklarla desteklenmesi, kamusal kaynakların toplum yararı dikkate alınmaksızın, tüm riskleri ve zararları halkın üzerine yıkılarak piyasanın kâr hedeflerine göre kullanılmaya devam edildiğinin bir göstergesidir. Enerji, toplumun ortak gereksinimleri ve gelecek kuşakların yaşam hakkı gözetilerek planlanması gereken kamusal bir haktır,” denildi.
İklim değişikliğinin, biyolojik çeşitlilik kaybının ve derinleşen eşitsizliklerin yaşandığı bir dünyada çözümün daha fazla silahlanmada, daha fazla nükleer tesiste ya da yeni güvenlik duvarlarında olmadığı vurgulanan açıklamada, “Çözüm, halkların barış içinde yaşadığı, enerjinin kamusal yarar doğrultusunda planlandığı, doğayla uyumlu ve demokratik bir toplumsal düzenin kurulmasındadır” denildi ve eklendi:
“Bu yıl dünya, bir yandan “iklim değişikliğine” çözüm arayışıyla Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek olan COP31’e hazırlanırken, diğer yandan nükleer enerji yeniden “iklim çözümü” olarak pazarlanmaktadır. Oysa iklim değişikliğini, savaşları ve ekolojik yıkımı birbirinden bağımsız sorunlar olarak görmek mümkün değildir. Silahlanmaya ayrılan kaynakların arttığı, enerji politikalarının şirket çıkarları doğrultusunda şekillendirildiği bir dünyada ne doğayla uyum içinde bir yaşamdan ne de kalıcı barıştan söz edilebilir.
“Hiroşima’dan ve Nagazaki’den yükselen en güçlü çağrı, yaşamdan yana olmaktır. Bugün hayatta kalan Hibakuşaların sayısı her geçen yıl azalıyor, ancak onların tanıklıkları yalnızca geçmişin acılarını anlatmamakta; insanlığa nükleer silahların ve nükleer savaşların hiçbir koşulda kabul edilemeyeceğini haykıran ortak bir vicdan çağrısı niteliği taşımaktadır. Bizler de bu çağrıyı sahipleniyoruz ve ekliyoruz: Hiroşima’nın hafızasını yaşatmak, yalnızca geçmişi anmak değil, geleceği ve yaşamı savunmaktır.”
Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşmasını desteklemek ve bütün dünya ülkelerince kabulünü sağlamak üzere, Nükleer Silahların Tamamen Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Kampanya (ICAN – International Campaign to Abolish Nuclear Weapons) tarafından oluşturulan Şehirlerin Talebi hareketine, üye olan binlerce dünya kentinin yanında, Türkiye ve dünya kentlerine örnek olacak biçimde, önce Fındıklı, sonra Sinop ve Gerze Belediyeleri meclis kararlarıyla katıldıkları vurgulanan açıklamada, şöyle denildi:
“Hiroşima felaketinin yıl dönümünde, ülkemizin bütün yerel yönetimlerine, bu kampanyaya katılmaları çağrısını bir kez daha yineliyoruz.
“Nükleer silahların gölgesinde değil, halkların eşitlik ve barış içinde yaşadığı, doğanın bir sömürü nesnesi değil, yaşamın ortak zemini olarak görüldüğü bir gelecek mümkündür. Bunun için mücadele etmeye, dayanışmayı büyütmeye ve nükleer karşıtı sesi yükseltmeye devam edeceğiz.
“Türkiye’de yarım asrı geride bırakan bir toplumsal birikime sahip olan Nükleer Karşıtı Platform’un yürüttüğü mücadele, yalnızca bir teknolojiye karşı değil, yaşamı, doğayı ve geleceği geri dönülmez risklerle yüz yüze bırakan yaklaşımlara karşı verilmiştir. Bugün de aynı kararlılıkla bilimin, kamu yararının ve yaşam hakkının yanında durmaya devam ediyoruz.
“Hiroşima’nın 81. Yılında bir kez daha yineliyoruz: Nükleer silahlar tümüyle ortadan kaldırılmalıdır. ABD-NATO nükleer silahları derhal ülkemizden temizlenmelidir. Nükleer silahların yasaklanmasına ilişkin antlaşmalar eksiksiz yaşama geçirilmeli, tüm devletler bu sürece katılmalıdır. Türkiye, zaman geçirmeden Nükleer Silahların Yasaklanması Anlaşması’nı imzalamalıdır.
“Türkiye nükleer enerji politikalarından vazgeçmeli; Akkuyu, Sinop ve İğneada projeleri durdurulmalıdır. Barıştan, yaşamdan ve ekolojik bir gelecekten yana mücadele büyütülmelidir.”
