Deniz Kılınç / İstanbul, 25 Ağustos (HNA) – Carneige Europe üst düzey program yöneticisi Francesco Siccardi, Türkiye’deki yeşil protestoların çevresel sorunların ötesine geçerek çok daha kapsamlı ve şeffaf bir yönetime yönelik talepler barındırabileceğini, öte yandan ülkenin demokratik geleceği hala belirsizliğini korurken iklim aktivizminin muhalefeti ayakta tutabileceğini söylüyor.
Avrupalı kâr amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşu olan Carnaige Europe yetkilisi Siccardi, kuruluşun platformu için yazdığı bir makalede, son yıllarda “iklim aktivizminin yükselişinin küresel olarak sivil halkı harekete geçirdiğini” belirtiyor ve “İklim değişikliği etkilerinin daha da görünür olmasıyla daha acil iklim eylemleri alınması için yapılan protestolar yaygınlaşmaya başladı. Hükümetler buna genellikle iklim protestolarına karşı daha sert eylemler alarak yanıt verdiler. Bazı demokratik bağlamlarda bu, gösterilere yönelik daha sıkı yaptırımlarla sonuçlandı. Otoriter rejimlerde, iklim hareketlerine yönelik sivil toplum ve sivil aktivizm için var olan alanın sistematik olarak daraldığı görüldü” diyor.
Siccardi’ye göre, yavaşça yükselen otoriterlik iklim aktivizmini çoğu ülkede giderek zorlaştırsa da vatandaşları harekete geçiren şey otoriter liderlerin çevreye yönelik özensiz ilgileriydi ve yerel topluluklar geçim kaynaklarını korumak için ayaklansa da protestoları bu tür bağlamlarda genellikle bir siyasi mücadele platformuna dönüşüyor.
“Bu yüzden, iklim aktivizminin demokratik dinamikleri nasıl güçlendirebileceğini incelemek oldukça yol göstericidir” diyen Siccardi ekliyor: “Türkiye bu açıdan önemli bir örnek. Tüm ülkeler arasında en ağır demokratik gerilemelerden birini yaşadı; bu gerilemeye bir yanıt olarak oldukça aktif bir sivil hareketlenmeye tanık oldu ve ülkedeki çevre sorunları giderek daha da ciddileşti ve önem kazandı. Türk iklim aktivistleri ve sosyal hareket uzmanlarıyla Mart ve Nisan 2022 aralığında yapılan bir dizi röportaja dayanan bu durum çalışması, otoriter bağlamlarda yeşil aktivizmin gelecekte alacağı yön için önemli bulgular ve dersler sunuyor.”
“Türkiye’deki yeşil hareket, zaman içinde büyüdü ve güçlendi” diyen Siccardi, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ekolojik bozulma ve Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) giderek otoriterleşen yönetimi arasındaki güçlü bağ nedeniyle, otoriter siyasete karşı dikkate değer bir yüzleşme boyutu haline geliyor. Fakat yeşil aktivizm bazı yenilikçi taktikler uygulamaya başlasa da sivil toplumun diğer alanlarında olduğu gibi, gücü elinde bulunduranların baskıcı saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor. Doğrudan iklim eylemi ve organizasyonu yayılıyor fakat Türkiye’de henüz siyasi düzeyde büyük bir etkiye sahip olacak kadar güçlü değil.”
Siccardi’ye göre yeşil aktivizm vatandaşların hareketlenmesi için en yaygın platform olsa da tek değil: “Barış ve insan hakları hareketleri de görece aktif kalmaya devam ediyor ve feminist hareket büyük kalabalıkları bir araya getirebilen tek platform. Son birkaç ayda vatandaşlar, gelirlerini eriten ülkenin yaşadığı ekonomik kriz ve hükümetin para politikalarını protesto etmek için hareketlenmeye başladı.”
“Türkiye’deki yeşil hareketi diğerlerinden ayıran üç özellik var” diyen Siccardi, bunları şöyle açıklıyor:
“İlki, vatandaşları hareketlenmeye iten çevresel tehditlerin doğası. Kirlilik, ekolojik bozulma ve iklim değişikliği, toplulukların yüzyıllar boyunca refah içinde yaşamasını sağlayan ve bu toplulukların harekete geçmesine yol açan bu topraklardaki fiziksel doğayı tehdit ediyor. Bu nedenle, büyük altyapı ve çevre çıkarma projelerine direnen yerel gruplar, 1970’ler ve 1980’lerde birbiri ardına gelen hükümetlerin ülkedeki hızlandırılmış sanayiyi sürdürmek için teşvik ettiği doğal kaynakların kontrolsüz sömürüsüne tepki olarak ortaya çıkan Türk yeşil hareketinin her zaman en canlı parçaları arasında yer aldı.
“İkincisi, Türk yeşil hareketi oldukça çeşitli. Yerel direniş grupları ülkenin her bir köşesinde baş gösteriyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) ve Greenpeace gibi uluslararası kuruluşların 1990’larda Türkiye ofisleri açması ve Türkiye’nin en büyük yerel çevre grubu olan Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nın (TEMA) kurulmasıyla, ülkede profesyonel bir çevreci sivil toplum oluştu.
“Zaman içinde, Türkiye’de yerel, ağ odaklı eylemler için sivil toplum kuruluşları oluşturuldu. Ulusal platformlar nükleer enerji ve kömür kullanımına karşı kampanya çalışmalarına öncülük ederken, uluslararası ağlar iklim ve çevre savunmasını koordine etmeye başladı. Öğrenci hareketleri gençleri daha iyi iklim politikaları çağrısı yapmak için harekete geçirdi ve bir yeşil parti kuruldu.
“Bu çok açılı bağlamda, ‘yeşil aktivizm’ tanımı bu makalede yerel protesto hareketlerinden profesyonel veya topluluk odaklı sivil toplum kuruluşlarına kadar Türkiye’nin yeşil sivil toplumunun tamamını kapsayacak şekilde geniş bir terim olarak kullanılıyor.
“Üçüncüsü, çevre protestoları öne çıkıyor çünkü genellikle çevresel tehditlerden daha fazlasını barındırılıyorlar. AKP’nin Türkiye’de yarattığı gibi otoriter bir sistemde, zayıf çevre politikaları, hükümetin iktidar üzerindeki sıkı kontrolünü sürdürmek için işlevseldir. Bu durum, yeşil harekete diğer sosyal güçlerin etrafında bir araya gelebileceği daha geniş bir platform sağlıyor. Günümüzde yeşil aktivizm, hükümetin mega projelerine atıfta bulunur: Eylemciler, hükümetin büyük altyapı projelerinde rant arayışına seslenerek yolsuzluğa işaret ediyor. Çevresel etki değerlendirmelerinin kanunsuzluğunu protesto ederek, hukukun üstünlüğünün olmadığını vurguluyorlar. Ve halkla istişare eksikliğini kınayarak, kötü yönetişimin sinyalini veriyorlar.”
