2026 Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahipleri: Türkiye’den Süheyla Doğan & Filistin’den Raji Sourani

İstanbul, 16 Eylül (HNA) – Uluslararası Hrant Dink 2026 yılı Ödülü’nü, Türkiye’den doğayla birlikte yaşam hakkı savunucusu Süheyla Doğan ve Filistin’den, Gazze’de insan hakları ihlallerini belgeleyen Raji Sourani kazandı. Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün on sekizincisi, 15 Eylül Salı akşamı Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde yapılan törenle sahiplerini buldu.
Ödülü, Türkiye’den, Kazdağları’nı ve bütün doğal ve kültürel varlıklarıyla bölgesini cesaretle savunmaktan vazgeçmeyen, kadının insan hakları için mücadele eden, devlet destekli ekokırım projelerine karşı ısrarla ses çıkarmaya, doğayla birlikte yaşam hakkını savunmaya devam eden Süheyla Doğan ve Filistin’den Gazze’de insan hakları ihlallerini belgelemenin fiilen imkânsızlaştığı koşullarda dahi çalışmalarını sürdüren; tehditlere, tecritlere boyun eğmeden iktidara karşı doğruları savunan; hukukun üstünlüğünü, adaleti ve savaştan etkilenen herkesin onurunu mesleki yaşamının ve ahlaki tutumunun kılavuz ilkeleri olarak kabul eden ve cezasızlığa karşı hukukun hâlâ geçerli bir yol olabileceğini gösteren Raji Sourani aldı.
Şebnem Hassanisoughi’nin sunuculuğunu üstlendiği törende, vakıf adına izleyicilere hoş geldiniz mesajını Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink iletti. Rakel Dink izleyicileri, “Her ne kadar umutsuz da olsa, yorucu da olsa, bıkkınlık da uyandırsa, barış, barış, barış diyeceğiz. Barış istiyoruz. Huzur ve adalet için harcanan her emek, her çaba değerlidir. Gayret edenler için de onurdur. Elbette ki gerçek barış cesaretle, gerçeklerle, derinlerle yüzleşmektir” sözleriyle karşıladı.
Uluslararası Hrant Dink Ödülü Komitesi’nin daveti üzerine törende konuşma yapan, Hrant biyografi kitabının yazarı Tûba Çandar şöyle dedi:
“Çünkü gazeteci Hrant Dink bir şifacıydı da… Elleriyle çalışırdı. Konuşurken dayanamaz, dokunurdu insanlara. Dokunduğu her insanı da değiştirir, dönüştürürdü. Çünkü herkese yetecek sevgi ve sıcaklığı içinde barındırırdı ve kendisine bahşedilmiş bu özelliği de paldır küldür bir doğallıkla sunardı. Her şifacı gibi, bizi şifalandırırken kendisi de şifalanırdı. Çünkü bizler, yani hem Türkler hem de Ermeniler, 100 yıl kadar önce… Bu topraklarda yaşatılanlar ve yaşananlar yüzünden… İyileşmenin yolu birbirimize dokunmaktan geçecekti. Dokunarak konuşmaktan… Konuşarak birbirimizi anlayacak, kabul edecek ve geçmişimizle yüzleşecektik.”
Ödül sahibi Süheyla Doğan yaptığı konuşmada, “Umudumuzu büyütüyoruz…Umuttan başka şansımız olmadığını ve güzel günlerin geleceğini biliyoruz… Ve ben de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da eşitlikçi, adil, laik ve ekolojik bir yaşam için tüm varlığımla, inancımla, sevgimle, umudumla mücadele etmeye devam edeceğim,” dedi.
Ödül sahibi Raji Sourani konuşmasında, “Bu ödül, hakikatin önemli olduğuna ve bir gün adaletin galip geleceğine inandıkları için, bize güvenerek yaşamlarının en acı anlarını anlatarak tanıklıklarını bizimle paylaşan mağdurlara ve hayatta kalanlara aittir. Bu ödül, halklarının yaşadıkları acı ve ıstırabın silinmesine veya normalleştirilmesine izin vermeyi reddeden gazeteciler, doktorlar, insani yardım çalışanları ve kurtarma ekipleri dahil olmak üzere Filistin toplumunun tüm kesimlerine aittir. Ve bu ödül, Filistin’de ve Filistin’in ötesinde, uluslararası hukukun milliyet, ten rengi veya ırk ayrımı gözetmeksizin herkesi eşit biçimde koruması gerektiğinde ısrar etmeyi sürdüren herkese aittir” dedi.







